Aşk, Özgürlük, Tekbaşınalık

0
427

Gerçek aşk hep şimdiki zamanda yaşanır. Egoistçe aşk ya hep geçmişe ya da geleceğe ait olur. Gerçek aşkta tutku dolu bir soğukluk vardır. Bu kulağa çelişkili gelebilir, ama yaşamdaki tüm büyük doğrular çelişkilidir; ben de bu yüzden buna tutkulu soğukluk diyorum. Sıcaklık vardır, ama ısı yoktur. Elbette sıcaklık mevcuttur, ama gayet kontrollü, sakin, dingin bir ortamda varolur. Aşk insanın ateşini düşürür. Ama eğer bu gerçek aşk değil de egoistçe aşk ise o zaman ısı çok yükselir. O zaman tutku ateş gibi olur, hiçbir serinlik vermez.

Aşkın acısı yüzünden milyonlarca insan aşksız hayatlar yaşıyor. Onlar da acı çekiyor, üstelik acıları hep boşa gidiyor. Aşk için çekilen acılar boşa gitmez. Aşk acısı çekmek yaratıcıdır; seni daha üstün bilinç düzeylerine taşır. Aşk olmadan acı çekmek hiçbir işe yaramaz; bir yere varmazsın, aynı çıkmaz sokakta dolanır durursun.
Aşksız yaşayan insan narsisttir, dışarıya kapalıdır. Sadece kendini tanır. Peki başkasını tanımamışsa kendini ne kadar tanıyabilecek? Çünkü sadece bir başkası insana ayna hizmeti verebilir. Başkasını tanımadan kendini asla tanıyamazsın. Aşk kendini tanıma konusunda gayet temel bir olaydır. Bir başkasını derin aşkla sevmeyen, yoğun tutku hissetmeyen, zevkin doruklarına çıkmayan, bunları hiç tanımayan kişi kendini de tanıyamaz, çünkü kendi yansımasını görecek bir aynası yoktur.

İlişki bir aynadır ve aşk ne kadar safsa, aşk ne kadar yüceyse, ayna da o kadar iyi ve temiz olur. Ama böyle yüce bir aşk senden açık olmanı bekler. Zırhını çıkarman gerekir; bu acı verir. Devamlı tetikte olmaman gerekir. Durmadan hesap yapmayı bırakmalısın. Risk almalısın. Tehlike içinde yaşamalısın. Karşındaki seni incitebilir; kırılgan olunca bu korku olacaktır. Karşındaki seni reddedebilir; aşık olunca bu korku olacaktır.

Karşındakinde gördüğün o kendi yansımanı çirkin bulabilirsin bu endişeden kaynaklanmaktadır; aynadan uzak dur! Ama aynadan uzak durunca güzelleşmeyeceksin. Bu durumdan kaçınca da herhangi bir gelişme göstermeyeceksin. Bu zorluğu yaşaman gerekiyor.

İnsanın aşkın içine girmesi gerekir. Bu Tanrı’ya doğru atılan ilk adımdır ve onsuz olmaz. Aşk adımını atlamaya çalışanlar Tanrı’ya asla ulaşamazlar. Bu adım kesinlikle gereklidir, çünkü ancak diğerinin varlığı seni uyandırınca bütünüyle kendinin farkına varırsın, varlığın onunki ile zenginleşir, kendi kapalı, narsistik dünyandan dışarı çıkarsın.

Aşk gökyüzüne benzer. Aşık olmak kanatlanmaktır. Ama elbette iuçsuz bucaksız gökler insanı ürkütür.

Egodan vazgeçmek çok acı verecektir çünkü bize hep egoyu beslememiz öğretildi. Egonun tek hazinemiz olduğunu sanıyoruz. Bugüne dek onu koruduk, süsledik, devamlı cilaladık. Aşk kapıyı çalınca aşık olmak için tek yapılması gereken egoyu bir tarafa kaldırmak. Elbette acı verecektir. Yaşam boyu üzerinde çalıştın, bu eseri yarattın – bu çirkin egoyu, “ben yaradılıştan ayrı duruyorum” fikrini.

Bu fikir çirkin çünkü yanlış. Bu fikir hayalden ibaret, ama toplumumuz her insanın bir varlık değil bir insan olduğu üzerine kurulu.

Gerçek şu ki dünyada tek bir insan bile yok; sadece varlık var. Sen yoksun – bir ego olarak yoksun, bütünden ayrı değilsin. Sen bütünün bir parçasısın. Bütün senin içine giriyor, senin içinde nefes alıyor, nabzı sende atıyor, bütün senin hayatın.

Aşk sana ilk kez egon dışında bir şey ile aynı frekansta olmayı tattırır. Aşk sana asla egonun parçası olmamış birisi ile uyum sağlayabileceğin konusunda ilk dersi verir. Bir kadınla uyum sağlayabiliyorsan, bir dostunla, bir adamla, çocuğunla veya annenle uyum içindeysen, neden tüm insanlarla uyum içinde olmayasın? Ve eğer tek bir kişi ile uyum sağlamak sana bu kadar keyif veriyorsa, tüm insanlarla uyum içinde olmak kimbilir ne kadar hoş olurdu? Eğer tüm insanlarla uyum içinde olabiliyorsan neden hayvanlarla ve kuşlarla ve ağaçlarla da uyum içinde olmayasın. Bir adım seni bir sonrakine götürüyor. Aşk bir merdiven. Tek bir kişiyle başlıyor, bütünle son buluyor.

İnsanlar sadece seks ile ilgileniyorlar, çünkü seks risk taşımıyor. Anlık bir olay, fazla ilgilenmen gerekmiyor. Aşk bir ilgi olayı; birbirine kenetleniyorsun. Anlık değil. Bir kez temeli atıldı mı sonsuza kadar sürebilir. Yaşam boyu devam edebilir. Aşkın yakınlığa ihtiyacı var ve ancak yakınlaşınca karşındaki sana ayna vazifesi görebilir. Birisiyle sırf cinsellik için birleştiğinde aslında birleşmiş olmuyorsun; hatta onun ruhunu tamamen ıskalamış oluyorsun. Bedenini kullanıp kaçtın, diğeri de aynısını yaptı. Asla birbirinin gerçek yüzünü görecek kadar yakınlaşmadın.

Benim tüm yaklaşımım aşk üzerine kurulu. Aşkı ve de sadece aşkı öğretiyorum ben. Tanrı’yı boşver; o içi boş bir sözcükten ibaret. Duaları boşver çünkü onlar da başkalarının sana empoze ettiği ritüellerden ibaret. Aşk ise kimsenin dayatması olmayan doğal bir dua. Sen onunla birlikte doğuyorsun. Aşk gerçek Tanrı – teologların Tanrı’sı değil, ama Buda’nın, İsa’nın, Sufi’lerin Tanrı’sı. Aşk senin bireyselliğini yok eden ve sonsuza ulaşmanı sağlayan bir araç, bir yöntem. Bir çiy damlası gibi yok ol ve denize dönüş – ama önce aşkın kapısından geçmelisin.

Ve tabii ki insan çiy damlası misali yok olmaya başlayınca ve uzun zaman bir çiy damlası gibi yaşamışken, bu acı verir, çünkü insan şöyle düşünür “Ben buyum ve şimdi bu bitiyor. Ölüyorum.” Sen ölmüyorsun, sadece bir yanılgın ölüyor. Sen kendini o yanılgı ile özdeşleştirdin, evet, ama yanılgı yine de yanılgıdır. Ve ancak o ortadan kaybolunca sen kim olduğunu görebileceksin. Ve bu görüş seni zevkin, keyfin doruklarına taşıyacak.

OSHO’nun “AŞK, ÖZGÜRLÜK, TEK BAŞINALIK” adlı kitabından alıntı…

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here